Make your own free website on Tripod.com

mor'a dogru

1:budizmin dogasi ve ogretileri

Home
inisiyatik bilgi
bilgi ve vizyon
metafizik
fi'l ilahiyyat: metafizik
kendini bil
hakikat nedir
bilgelik
bireysellik
PERSPEKTiF-METiNLER
tradisyon:1.gelenek üstüne
tradisyon:2.gelenegi anlamak
tradisyon:3.gelenege karsi adet
hermetizm
hermescilik hakkinda
dini SINIRLARI asmak
MODERNiZM
modern bilim ve insanin düsüsü
modernizm ve islam
cagin ruhu
cagdas dunyada kutsal
KOZMiK UYUM UYGULAMALARI
nefisini bilen rabbini bilir...
rüya ve gerçek
kozmik uyum:1.mistisizm
iman ve ibadet
yoga
halidi hikmet
SiSTEMiN SESLENiSi
tanridan Allah'a...
hakikat yolculari
1:mevlana
2:muhyiddin ibn arabi
iSARETLER
isaretler:sayilar alemi
1:ebced hesabi
ezoterik ögretiler
1:ezoterizmi anlamak
guncel:1
KADiM DOGU
1:budizmin dogasi ve ogretileri
kadim dogu:2 hint tradisyonu
1:taoizm
2:yoga
bhagavat-gita
kadim dogu:3 islam tasavvufu
tasavvuf nedir?
tasavvufta varolus mertebeleri...
2:tasavvufi kavramlar a: irsad-mürsid

cgrv0095.jpg

BUDİZM'İN DOĞASI VE ÖĞRETİLERİ

 

Hıristiyanlığın Musevilikten doğmasından daha çok Budizm Hinduizmden doğmuştur. Hıristiyanlık İbrahimi monoteizminin Yahudi olmayanlara (Gentiles) yayılmasına aracılık etmiştir aynı şekilde Budizm de Vedaların hikmetinin tüm doğu Asya'ya yayılmasına aracılık etmiştir. Yine de Hıristiyanlık ve Budizm kendi alanlarındaki vahiylerde tamamen orijinaldir ve önceki vahiylerin geliştirilmesi veya adaptasyonu değildir.

Hristiyanlığın (Tanrı'ya "ruhta ve hakikatte" kulluk etmek adına) Musevi yasasından uzaklaşması gibi Budizm de (salt manevi kardeşlik adına) kastların formel kurumlaşmasından uzaklaşmıştır.

 

Açılış bölümünde açıklandığı gibi Theravada Budizm'inde En Yüce (veya "İlahi") Hakikat -Highest (or "Divine")- diğer çoğu dinde olduğu şekliyle Yüce Varlık (Kadir Tanrı) olarak değil fakat Yüce Makam -Supreme State- (Nirvana ) olarak tasavvur edilir. Nirvana kelime olarak "sönme" anlamına gelir ve tüm düşmüş, yozlaşmış, sonlu ve geçici olanın sönmesini ima eder. Budizm (bazı Mahayana akımları hariç) dünyayı bir tecelli (teophani) değil bir sürgün yeri olarak görür; ona sembol veya manevi dayanağın pozitif yönüyle değil bozulma ve ayartılmanın negatif yönünden bakar. Bu temel üzerinde Budizm'in karakteristiği pozitif gerçekliği negatif terimlerle ifade etmesidir: amaç Nirvana' nın (negativitenin reddi) mutlak, sonsuz ve mükemmel Hakikat olduğu gerçeğinin altını çizmektir. Aynı şekilde En Yüksek Hakikat Shunyatâ ("Boşluk"-Void) olarak ifade edilir bu, dünyanın geçici sözde-bolluğunun boş olduğunu söylemektir. Buda'nın lakaplarından birinin Shunyamûrti "Boşluğun Tezahürü" oluşu anlamlıdır. Bu isim Buda'nın Logos ve Avatara olarak rolünün açık bir işaretidir.

 

Budizm'de En Yüksek Hakikat'e farklı bağlamlarda Dharma ("Yasa"), Bodhi ("Uyanma", "Aydınlanma, Bilgi") ve Atma ("Benlik") şeklinde de işaret edilmektedir. En Yüksek Hakikat veya İlahi Hakikat -ve bu özelikle Mahayana Budizm'inde böyledir- Yüce Varlık (Supreme Being) olarak da görülür. 1

 

Yukarıdaki ifadeler En Yüksek Hakikatin öncelikle Yüce Makam (Nirvana ) veya Yüce Varlık (Dharmakâya veya Mahâvairochana) olarak görülmesi sebebiyle Budizm'in "ateist" (bir inanış ç.n.) olarak ifade edilmesinin hatalı oluşunun sebebini açıklar. Budizm tarafından (ister "Makam" ister "Varlık" olarak tasavvur edilsin) En Yüksek Hakikat, mutlak, sonsuz ve mükemmeldir ve bunlar ateizmin reddettiği aşkın kategorilerdir.

 

Aynı şekilde Budizm'in bir "din"den ziyade (kelimenin modern anlamında) bir "felsefe" olduğunu söylemek de hata olacaktır. Sağduyunun Budizm'in bir dinin tüm işaretlerine sahip olduğunu ve bir "felsefe" olmadığını söylemesi bir yana Budizm Rönesans sonrası "felsefelerine" benzememesi gibi basit bir nedenle bir dindir, çünkü  insan yapımı değil kaynağı ilahi olan bir vahiydir.

Siddartha Gotama "aydınlanma"ya (bodhi) ulaşarak -ki Budizm'in ilahi inayet sağlayan vahyi ile eş anlama gelir- Buda ("Aydınlanmış Kişi") oldu. Buda aynı zamanda Shâkyamuni ("Shakya kabilesinin Bilgesi"), Shunyamûrti ("Boşluğun Tezahürü" veya "Batının Teşahhusu") ve Tathagata ("Böyle-Gitmiş" veya "Tamamen-Varmış" yani kendisi olmuş ve hali hazırda hem yol hem de Amacı "enkarne" eden kişidir) isimlerine de sahiptir. Buda Mahâkarunâ veya "Mükemmel Merhamet" olarak da bilinir.  

 

 

Buda'nın önceki sayfalarda genel hatları çizilen hayat hikayesi Buda'nın kendisinin ifade ettiği şu sözlerle Budist dinin asıl öğreti yapısını sunar : "Ey müritler! Ben yalnızca iki şey öğretiyorum acı ve acıdan kurtuluş." Onun hayat hikayesi zahitlik (asceticism) ve nefse düşkünlük (self-indulgence) arasındaki altın araç demek olan onun "Orta Yol" (Sanskritçede madhyamâpratipad / Pali majjhima-pâtipadâ ) doktrininin arkaplanını verir.

 

Buda'nın temel öğretilerinden tümü onun ünlü İlk Vaazı, "Yasa Tekerinin Hareketine Yerleşme" (Dharmacharka Pravatana )'de verilmektedir ve bu öğretiler "Dört Yüce Gerçek" ve "Sekizkatlı Yol" olarak bilinmekte ve mukaddes sayılmaktadır.

 

Dört Yüce Gerçek

(1) Acı çekme evrenseldir

(2) Acı çekmenin sebebi tutku veya bencil arzu (trishnâ)dur.

(3) Acı çekmekten kurtulmak arzunun yok edilmesidir.

(4) Acının yok edilmesini başarmanın yolu Orta Yol'u, Sekizkatlı Yol'da tanımlanan tekniği izlemektir.

Sekizkatlı Yol:

bilgelik(prajna) bölümü: 

1- Doğru görüşler

(Doğru anlayış)

 2- Doğru amaç 

..............................................

ahlak (shila) bölümü:

3- Doğru söz

4- Doğru davranış

5-Doğru seçim

..............................................

idrak/tahakkuk (samadhi) bölümü: 

6- Doğru çaba

7-Doğru dikkat

8-Doğru yoğunlaşma

Sekizkatlı Yol, üç bölümüyle -"bilgelik" , "idrak" (tahakkuk-realization ç.n.) ve "ahlak"- tüm dinlerde zorunlu olarak bulunan hakikat, ruhsal yol ve fazilet şeklindeki üç unsurun örneğini vermektedir.

Ahlak bölümünde "davranış" unsuru "Beş Emir" şeklinde bilinen gündelik kurallarda açıklanır.

Beş Emir

1. Cana kıymaktan sakınma

2. Verilmeyeni almaktan sakınma

3. tüm gayri-meşru cinsel eylemlerden sakınma

4. Yalan söylemekten sakınma

5. Sarhoşluk verici maddelerden sakınma

Hinduizmi bütünleyen Karma doktrini ("insanın ektiğini biçmesi") Budizm'de de bulunur. Karma, "karmik süreklilik", ve "reenkarnasyon" ile ilgili daha fazla bilgi için bkz. s.101-103.

Hemen hemen her din gibi Budizm de insanlık tarihini tedrici fakat hızlanan bir yozlaşma olarak görür ve Buda'nın Maitreya-Buda olarak geri döneceği gelecekteki bir "dünyanın sonu"nu tasavvur eder. Hinduizm'de Kalki-Avatar formunda dünyanın sonuyla ilgili (apocalyptic) beklentinin benzeri Hıristiyanlık ve İslamiyet'te Mesih'in ikinci gelişi formunda görülür.

 

İlk Buda'nın (Âdi-Buddha) insanlığın kurtuluşu için Kendini pek çok kez tezahür ettirdiği söylenir. Buddhavamsa (Khuddaka Nikâya nın parçasıdır) "geyik mabedinde Yasa Tekerini döndüren" Âdi-Buddha'nın on tezahürünü sıralar, tezahürlerden sekizi geçmiştir, Gautama'yı müteakiben onuncu tezahür (Maitreya) bulunmaktadır.

Bu on Buda (Parantez içindeki Sanskritçeleriyle birlikte Pali dilindeki isimler) şu şekilde sıralanır:

Dhammadassin

Siddhatta (Siddhârta)

Phussa

Vipassi (Vipashyin)

Sikhî (Shikin)

Kakusanddha (Krakuchchanda)

Konâgamana (Kanakamuni)

Kassapa (Kâshyapa)

Gotama (Gautama) [tarihi Buda]

Metteya (Maitreya) [gelecek Buda]

Hinduizm'de Tanrı Vişnu'nun on temel Enkarnasyonu (Avatâralar) vardır. Hinduizm'e ve Budizm'e ait on Enkernasyon dizisi arasındaki belirli bir benzerlik göze çarpmaktadır. Enkernasyon dizisinde sondan ikincisi tam olarak Gautama Buddha ve son "apokaliptik" Enkarnasyon (Kalki veya Maitreya)dur.

Buda'nın bizatihi örneğini takiben Budist dininin nihai amacı samsâra' nın (dünya) başlangıç noktasından Nirvana'ya ("Kayıtlardan arilik" veya "İlahi Makam") -diğer bir deyişle izafiliğin başlangıç noktasından Mutlak'a- ulaşmaktır. Budist öğretisine göre Nirvana'nın idrakinin temel engelleri beş "bireylik sıfatı" (skandhalar)tır. Bunlar:

beden (rûpa)

duyumlar (vedanâ)

düşünceler (samjnâ)

arzular (samskâra)

bireysel bilinç (vijnâna)

Beş skandhalar insanların acının asıl kanağı olan (duhkha) üç kleshaya ("zerihler" veya "tutkular")a maruz kalmalarının sebebidir. Bunlar :

         cehalet veya illüzyon (moha)             ___          domuzla temsil edilir.

 

         kıskançlık veya şehvet (lobha)          ___          horozla temsil edilir.

 

         öfke veya gurur (dvesha)                  ___          yılanla temsil edilir. 

 

İllüzyon, şehvet, gurur ("dünya, beden, şeytan"): bunlar hepsi de birbirine indirgenebilen temel varoluşsal örtüler -veya ahlaki kötülükler-dir. Üç sembolik hayvan aldanan insanların görünürdeki umutsuz durumlarına bu şekilde işaretle genellikle birbirlerini yutarken tasvir edilir. Tek kurtuluş merhametli Buda ve onun vazettiği Yoldadır: Dört Yüce Gerçek ve Sekizkatlı Yol. Böylelikle kişi skandaları (egoizm) aşabilir ve kleshalar (tutkuları) yenebilir ve samsara'nın köleliğinden kurtulur. (Mahayana bodhisattva öğretisi ve "altı erdem" veya pâramitalar için bkz. s. 55 ve 61)

Manevi çaba ve Buda'nın lütfuyla itibari veya bilfiil Nirvana makamına ulaşan kişi arhat veya arhant (Sanskritçede "değerli kişi"), arahat (Pali), logan (Çince) veya rakan (Japonca) olarak bilinir. Bu terimler "aziz" diye tercüme edildiğinde anlam kaybına uğrayabilmektedir. En Yüksek Gerçeklik ile birliğin çeşitli derece ve tarzları vardır ve bu, Budizm'in tamamen izah ettiği birşeydir.

Nirvana Buda tarafından tahakkuk ettirilir ve bu St. Irenaeus'un ünlü vecizesini hatırlatır -tüm maneviyatlarda ve mistisizmlerde Logos'un merkezi rolünün kesin bir ifadesi : "Tanrı insan oldu ki insan Tanrı olabilsin" Budizm'in durumunda bu söz şu şekilde ifade edilebilir: Nirvana samsara oldu ki samsara Nirvana olabilsin.

Bu anlayış Frithjof Schuon'dan gelmektedir (bkz. The Unanimous Tradition, edited by Ranjit Fernando, Sri Lanka Institute of Traditional Studies: Colombo, 1991, s.22-23). Başka bir yerde Schuon şunları yazmaktadır:

 

Buda Amitabha'nın zikri kefaret (redemption) öğretisi üzerine kuruludur. Amitâbha Buda'nın Işığı ve Hayatıdır; Amitâbha'nın zikrinde talip (devotee)altından bir Merhamet halesine girer, İsmin mukaddes nurunda güvenlik bulur; mükemmel teslimiyetle ve mükemmel şükürle birlikte bu nura dalar. Amitâbha'nın ismi talibi Sukhâvatî'ye ("Batı Cenneti") doğru taşır. (Stations of Wisdom, London, 1961, p.144)

Bu, Arık Ülke okulunda merkezi bir rol oynayan Buda'nın "Asli Yemini"ne yapılmış bir göndermedir (bkz. s.63-65). Buddha isminin tekrarı Hinduizm'deki japa-yoga. Doğu Hıristiyanlığındaki "İsa Duası" ve İslam'daki zikrullah ("Tanrı'nın anılması") gibi diğer dinlerdeki manevi münacaat metotlarına tekabül eder. Budizm'deki manevi münacaat veya anma (Sanskritçe) Buddhânusmriti, (Çincede) nien-fo, (Japoncada) nembutsu olarak bilinmektedir.

 

İyi bilinen bir Budist öğreti de anâtmâ (Pali dilinde anattâ) "benliksizlik"tir. Bu öğreti, "varoluşun üç durumu"ndan (trilakshana) yani;

 

                  geçicilik (anitya)

 

                  acı (duhkha)

 

                  benliksizlik (anâtmâ)

durumlarından biridir. Anâtmâ öğretisinin genellikle zannedildiği gibi Âtmâ'nın reddi olmadığını anlamak önemlidir. Bizlere basitçe "üç zehir"e (yanılgı, şehvet, gurur) maruz kaldığı sürece mahlukatın Âtmâ dan yoksun olduğu söylenir. Aynı sebeple inayetin ifşa edilen yollarına şükran duyanlar yanılgı ve tutkunun üstesinden gelirler ve hakikaten kendilerini Âtmâ'ya yerleştirmişlerdir (veya yerleştirirler). Hıristiyanlık terimleriyle "Cennetin krallığı içinizdedir". Son öğretinin yanlış anlaşılmasının manevi zehirlerin en ölümcülü olduğunu hemen belirtelim. Günahkar nefsi Tanrısal ile eş kılmak "new age" (yeni çağ) ideolojisinin temel kusurudur.

Bilinen bir örnekte Buda genç bir kadını (anâtma "benlik olmama"nın sembolü) arayan bir grup insanla karşılaşır ve onlara : "Ne düşünüyorsunuz? Benliği arasanız daha iyi olmaz mıydı?" [attânam gaveseyyâtha] (Vinaya Pitaka, i, 23.) Buda, Benliğe/Self (Âtmâ) pek çok işarette bulunmuştur : "Benliği sığınağınız yapın." (Samyutta Nikaya, iii, 143.) "Sığınağınız Benliğiniz olsun." (Dîgha Nikâya, ii,120.) "Benlik", Âtmâ'nın, (ki gerçekte "İçkin Tanrı", nirvanik Gerçeklikle eş anlama gelir) Hinduizm ve diğer dinlerde olduğu gibi Budizm'de de merkezi bir yeri vardır.

Yine Digha-Nikâya (iii,84), Tathâgata'nın "Brahma olma" ve "Dhamma-olma" olduğu söylenir, ki bu ifadeler Tathâgata'nın (Buda) Âtmâ (Benlik) olduğu kadar Brahma(Yüce Uluhiyet), Dhamma'nın (Yasa veya Norm) muadili olduğunun altını açıkça çizmektedir.

Budist "benlik olmama" (anattâ) öğretisinin Musevi-Hıristiyan Metinlerinde de paraleli bulunmaktadır. Yalnızca Tanrı : "Ben Benim" diyebilir. Yalnızca Âtmâ tamamıyla ve doğru manada gerçektir. Mesih'in St. Catherine of Siena'ya bir rüyette: "Sen, sen değil Benim." dediği yazılıdır. St. Catherine'in kendisi : "Kendimi bulamıyorum; artık Tanrı'dan başka ben yok."demiştir. St. Paul, "Ben değil bende Mesih." dediğinde de aynı hakikati bildirmiştir. Budist öğretisi gibi Hıristiyan öğretisi de herşeyin yalnızca izafi gerçekliğinin Mutlak olmadığını açıkça ortaya koymuştur ve bu, manevi çaba için gerekli bir doktrinel giriştir.

 

İslam'da da benzer bir mana inancın "Tanrı'dan başka tanrı yoktur" şeklindeki ikrarında bulunur. Bazı İslam mistikleri veya Sufiler bu temel dogmayı Budist öğretisiyle tamamen uyumlu bir tarzda "Bir Hakikatten başka hakikat yoktur" şeklinde yorumlamaktadırlar ki bu "Benlikten başka benlik yoktur" sözüyle aynı anlama gelmektedir. Sufiler aynı zamanda düşük nefsin/lower soul (nefs) "yok olması"nın (fena) ve Tanrı'da "daimi"liğin (beka)gerekli oluşundan söz ederler. Budist manevi öğretisi düşük nefsin boşluğu (anattâ) üzerinde durur; yalnızca arhant (samsâra'nın üstesinden gelmiş ve Nirvâna'yı başarmış aziz) tamamen "uyanmış", tamamen "Dhamma-olmuş"tur.

Moliere'nin deyişlerine benzer şekilde doluluk ve yalnızca doluluk olduğu gibi boşluğun yalnızca boşluğun olduğunu da söyleyebiliriz: Dünyanın geçersiz doluluğu (samsâra) ve Issızlığın kutsal bir Boşluğu (Shûnyatâ) vardır; aynı zamanda günahkar nefsin beyhude boşluğu (anattâ) ve Benliğin kutsal Doluluğu (Âtmâ) da vardır.

Hıristiyanlığın köklerinin mahlukatta değil Halikte oluşu gibi Budizm'in de kökleri samsâra ("hayali", yanıltıcı)da değil farklı bağlamlarda Dharma ("Yasa", "Hakikat", "Norm"), Bodhi ("Aydınlanma", "Bilgi"), ve Âtmâ ("Benlik") şeklinde işaret olunan Nirvâna (Hak, Doğru)dadır.

Burada Budizm'de metafiziğin mevcut olduğunu söylememiz gerekir; Budizm bazen varsayıldığı gibi yalnızca bir metodoloji değildir. Onun metodunun tesiri  öğretisinin hakikati üzerine kuruludur. Tersi durumunda hiçbir şey anlaşılamazdı. Sayfa 23'de ifade edildiği gibi Hinduizm ve Hıristiyanlık gibi Budizm de "enkarneci" (incarnationist) ve "ikonacı" (iconodulic)tir. Buda yalnızca -Yasa (dharma) Tekerini (chakra) döndüren" doktrini öğretmekle kalmaz aynı zamanda fiilen de Nirvana'yı zuhur ettirik/enkarne eder. Buda imajı -nın doğaüstü kaynağı- Budist maneviyatta derin ayinsel öneme sahiptir. Bu bağlantılar ışığında "Buda beşerüstü güzelliğin araçlarıyla da öğrettiği" söylenir.

Hıristiyanlıkta Logos doktrinine büyük önem verilir. Gerçekte Logos doktrini (ona verilen isim ne olursa olsun) her dinde merkezi bir yere sahiptir zira Logos insan ile Tanrı arasında vazgeçilmez bir bağdır.

Her dinde Kurucu Logos'un kişileşmiş halidir ve bu anlamdaki rolü her zaman sarihtir. Mesih : "Benim aracılığım haricinde hiçkimse Baba'ya gelemez" demişti. Muhammed : "İlkin Peygamberiyle karşılaşmayan hiç kimse Tanrı ile karşılaşmayacaktır." ve de : "Beni (peygamberi) gören Hakikati (Tanrı) görmüştür." demiştir. Budizm'de çarpıcı bir benzerlikle Buda : "Dhammayı gören beni görür ve beni gören Dhamma'yı görür." demişti. (Samyutta-Nikaya, iii, 120)

Logos ile tam manasıyla gerçekleşen bu özdeşleşme her Kurucunun (Peygamber veya Avatâra'nın) bu tip mutlak terimlerle konuşmasını sağlar ve bunu da gerektirir. Eğer öyle olmasaydı ne bir din sorunu ne de kurtuluş için herhangi bir imkan olurdu.

En temel dini bakış açısı iki temel gerçekliği yani Tanrı ve insanoğlu veya Halik ve mahluku tasavvur eder. Budizm'de birine tekabül eden çift Nirvana ve samsaradır. Bu iki gerçeklikten her birinde yine de bir ayırım yapılabilir.  İnsanoğlu gözönüne alındığında onun beden ve nefsten oluştuğu ( biri cismani alem diğeri süptil veya psişik aleme aittir) açıktır. Tanrı gözönüne alındığında (veya Nirvanik Hakikat) tüm büyük dinlerin metafizikçilerine ve mistik teologlarına göre aşağıda şekilde ayırım yapılabilir:

 

(1) İlahi Cevher ("Varlık-ötesi"/Beyond-Being düzeyi)

                                            "Kişi-Ötesi" Tanrı

 

(2) Yaratıcı, Sürdüren ve Hükmeden olarak Tanrı

                                             "Kişisel" Tanrı

Böylece gerçekliğin dört düzeyine ulaşıyoruz: iki beşeri ve iki ilahi. En önemlisi iki İlahi ve iki salt beşeri düzey arasında bulunan Antik ve Ortaçağ filozof ve teologlarının Ruh (Spiritus veya Pneuma) veya Müdrike/Entelekt (Intellectus veya Nous)  dedikleri düzey bulunmaktadır. Ruh veya Müdrike (Sanskritçede Buddhi), her ne kadar "yaratılmış" olsa da biçim-üstü ve "evrensel"dir. Ona, doğrudan "Nirvanik" veya İlahi olan tarafından temas edilir. Diğer taraftan nefs biçimsel ve "bireysel"dir. Müdrikemize ait olanlar bilincimiz ve adalet duygumuzdur. Herşeyin ötesinde Müdrike insanoğlunun Mutlağı idrak etmesi ve Hakikati bilmesini  sağlayan melekedir. Onun -hayvanlardan farklı olan-  yeteneğinin kaynağı olan objektivite onu sübjektivite içinde hapsolmaktan kurtarır. O, tanımı gereği beşeri bir durumdur.

"Müdrike"/Entelekt terimi,  hayalgücü, hafıza, duyu ve irade ile birlikte nefsin (anima veya psişe) içeriklerinden biri olan "zihin" (diskürsif mantık melekesi) ile karıştırılmamalıdır.

Ruh veya Müdrike "meleki"/angelic" aleme, Platonik arketipler alemine aittir. Müdrike yalnızca, insanın oluşumundaki objektif veya "arketipal" unsuru destekler. Bu yüzden nefsin "ölçüsü"dür; nefs asla Müdrike'nin "ölçüsü" değildir. Ruh veya Müdrike aynı madalyonun iki yüzüdür, ilki Varlığa (veya tahakkuk'a) aitken ikincisi Hakikate (veya doktrine) aittir.

Bu arada modern psikologların Ruh ve nefsi anlamsızca birbirine karıştırmalarının ölümcül bir hata olduğu zira bunun Ruh'u "yok etmek" anlamına geldiğini ifade etmek belki de önemlidir. Mutlağın -ve objektivitenin- bu intikamla "yok edilmesi" din ve ruhsallık için yıkıcı sonuçları olmuştur.

Ruh veya Müdrike kavramı -veya gerçeği- olmadan Tanrı ve insan arasında muhtemel herhangi bir temas olamaz. Deistlerin bu tip bir durumda olduğu görülüyor. Tanrı "varlık" olarak yaratılmamış Logos iken Ruh veya Müdrike gerçekte yaratılmış Logos'a tekabül etmektedir. Böylelikle iki "Yüz"e sahip (yaratılmış ve yaratılmamış) Logos insan ve Tanrı arasında "köprü" kurar.

Yaratılmamış Logos  Mutlak'ta izafınin (Yaratıcı olarak Tanrı) arketipidir ve yaratılmış logos izafi olanda (bu bir taraftan Hakikat ve Erdem, Sembol ve Takdis; diğer taraftan Avatâra, Tathagata, Kurtarıcı veya Peygamberdir) Mutlak'ın yansımasıdır.

Budizm'de gerçekliğin bu beş düzeyi üç "uknum"/hypostases veya Buda'nın "bedenler"i (trikâya) formunda görünür. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanır:

 

  (1) İlahi Cevher   "Varlık-Ötesi"

(Beyond-Being)            Dharmakaya

("evrensel beden")

 

 

(2) Kişisel Tanrı

(yaratılmamış Logos)      "Varlık"/Being      

        Sambhpgokâya

   ("saadet beden")

       ("Logos") 

  

(3)Ruh veya Entelekt

(yaratılmış Logos)

  

SPIRITUS, İNTELLECTUS

       

(4) Nefs/Soul

  ANIMA      

       Nirmânakâya

  (geçici beden)

 

(5) Beden 

  

CORPUS   

  

1. Düzey, "Varlık-Ötesi" veya İlahi Cevher Mutlaktır. 2. düzey "Varlık" veya Kişisel Tanrı Mutlak'ın kendi kendine ilk tezahürüdür ve izafiyetin başlangıcıdır. Hindu terimleriyle bu Âtma ve Mâyâ arasındaki ilk ayırımdır. 3.4. ve 5. düzeyler birlikte mahlukatı, varoluşu veya tezahürü oluştururlar.

Rene Guenon'un metafizik terminolojisinde makrokozmik açıdan 3. düzeyin "biçim üstü tezahür" (Semavi veya meleki alem) olduğu söylenebilir. 2 ve 3. düzeyler birlikte "daha yüksel Mâyâ" olarak adlandırılmaktadır. Dünyada tezahür/teophany olarak görülen "yüksek Mâyâ"nın bir iması bulunmaktadır.

Makrokozmik açıdan 4 ve 5. düzeyler birlikte "biçimsel tezahür"ü ("dünya" veya samsara) oluşturur. Bu "düşük Mâyâ" -Tanrı'dan ayrılma veya sürgün anlamında dünya-dır.

Metafizik açıdan "düşük Maya" (samsara) beşeri veya ahlaki düzeyde illüzyondur, iğva kaynağıdır ve güçlü bir şekilde tuzağa düşürür. O, esaret altında tuttuğu kimseleri serbest bırakmakta gönülsüzdür. Tersine "yüksek Maya" -ihamla ve enteleksiyon ile olduğu kadar ilahi vahiy yoluyla da tefekkür edilebilinen ve ulaşılabilen- özgürleştirici ve kurtarıcıdır. Hıristiyan terminolojisinde Havva (Eva) ve Meryem (Mary) arasındaki farktır bu. Budizm'de de acı ve acıdan kurtuluştur.

Büyük dinlerin kurucuları Logos'un -2.ve 3. düzeyler- enkarnasyonudurlar. 1

Bkn. 1. Frithjof Schuon'un Etudes Traditionnelles'deki   "Les cinq Presences divines" makalesi (Paris) September-October 1962.

 

William Stoddart

 

Çeviri isim bildirmek istemeyen bir hikmet talibine aittir. 

 

Yukarıdaki yazı William Stoddart; "Outline Buddhism" Foundation for Traditional Studies, 1988, s.27- 39'daki "The Nature and the Teachings of Buddhism" bölümünden alınmıştır.