Make your own free website on Tripod.com

mor'a dogru

modern bilim ve insanin düsüsü
Home
inisiyatik bilgi
bilgi ve vizyon
metafizik
fi'l ilahiyyat: metafizik
kendini bil
hakikat nedir
bilgelik
bireysellik
PERSPEKTiF-METiNLER
tradisyon:1.gelenek üstüne
tradisyon:2.gelenegi anlamak
tradisyon:3.gelenege karsi adet
hermetizm
hermescilik hakkinda
dini SINIRLARI asmak
MODERNiZM
modern bilim ve insanin düsüsü
modernizm ve islam
cagin ruhu
cagdas dunyada kutsal
KOZMiK UYUM UYGULAMALARI
nefisini bilen rabbini bilir...
rüya ve gerçek
kozmik uyum:1.mistisizm
iman ve ibadet
yoga
halidi hikmet
SiSTEMiN SESLENiSi
tanridan Allah'a...
hakikat yolculari
1:mevlana
2:muhyiddin ibn arabi
iSARETLER
isaretler:sayilar alemi
1:ebced hesabi
ezoterik ögretiler
1:ezoterizmi anlamak
guncel:1
KADiM DOGU
1:budizmin dogasi ve ogretileri
kadim dogu:2 hint tradisyonu
1:taoizm
2:yoga
bhagavat-gita
kadim dogu:3 islam tasavvufu
tasavvuf nedir?
tasavvufta varolus mertebeleri...
2:tasavvufi kavramlar a: irsad-mürsid

cht60888.jpg

MODERN BİLİM VE İNSANIN DÜŞÜŞÜ

Bugün hızla aşağıya yuvarlanan ve bir çıkmaza doğru giden modern bilim, tefekküre dayanan ve hala canlı olan medeniyetlerin karakteristik bir özelliği olan "mekansal" dengenin kaybedilişinin bir başka örneğidir. Yaptığımız bu modern bilim eleştirisi, onun güç ve kapasitesi içinde olan belli total bilgiyi elde edebileceği bir durumda olduğu iddiasına ve ancak duyu-üstü ve gerçekten akli bir hikmetle elde edilebilecek -ki modern bilim bunu reddeder- bilginin intac ettiği sonuçlara sahip olduğu varsayımına dayanmaktadır. Başka bir deyimle, modern bilimin temelli battaldır, çünkü modern bilim Akıl ve Vahyin yerine us ve deneyi koymuştur -sanki deneysel temellere dayanarak total bilgi elde etmek çelişkili değilmiş gibi- ve yine çünkü evrensel Cevher'in yerine maddeyi koyarak ya evrensel İlke'yi reddetmiş ya da onu maddeye yahut her türlü aşkından arındırılmış sahte bir tür mutlaka indirgemiştir.

Her çağda ve her bölgede vahiyler, dinler, hikmetler bulunmuştur; gelenek, insanlığın bir parçası iken insan da geleneğin bir parçasıdır. Vahiy, bir anlamda evrensel Aklın tezahürünün alıcısı durumunda olan total bir topluluğun yanılmaz aklıdır. Bu aklın kaynağı elbette bizatihi topluluk değildir; bu kaynak etnik özellikleri yahut zihni şartları açısından başka beşeri guruplardan ayrılan belli bir entellektüel yahut ilahi Akıl'dır. Vahiy, "doğaüstüdür" demek onun tabiata zıt olduğu demek değildir; tabii burada kastettiğimiz anlamda doğa belli bir gerçeklik düzeyinde mümkün olan herşeyin temsilcisi olan bir bütündür; bilakis, Vahyin doğaüstü olması onun "doğal" düzeyde ortaya çıkmaması demektir. Bu "doğal" düzeyden kastımız fiziksel sebepler ile duyusal ve zihni fenomenlerdir.

Modern bilimin güç sınırları içerisinde yeralan bir alanda çalışması ve kesin sonuçlar çıkarması eleştirilemezse bile şunu ilave etmeliyiz ki bir bilim yahut sanatın ilkesi, alanı ve tekamülü hiçbir zaman ne Vahiy'den ne de manevi hayat ve sosyal dengenin ihtiyaçlarından bağımsız olabilir; zira bilim ve sanat gibi kendisi şarta bağlı olan birşeyin sınırsız haklara sahip olması anlamsızdır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi modern bilim, kendi alanı dışındaki hiçbir bilgiyi kabul etmemekle total ve tam bilgi iddiasında bulunmaktadır; fakat öte yandan onun kendisini empirik ve dogmatik olamayan bir bilgi olarak tanımlaması bir tezattır. Tüm "dogmatizmi" ve a priori bilgiyi reddetmek aklını tamamiyle kullanamamak demektir.

Bilim bize sadece mekanda olanı değil, zamanda olanı da haber vermelidir. Şurasını hiç kimse inkar edemez ki Batılı bilim çok sayıda gözlemde bulunmuştur; ama şu da bir gerçektir ki, modern bilim, bir mitolojiye ve yeterli bir sembolizme sahip olan Sibirya Şamanlarından daha cahildir zaman konusunda. Elbette ilkel bir avcının maddi bilgisi ile modern bir fizikçinin bilgisi arasında uçurum mevcuttur, ama bilinebilen eşyayla karşılaştırıldığında bu uçurum çok küçük görülür.

Yine de modern bilimin bazı branşlarının kazandığı kesinlik, beklenmeyen bir yönden yani psikoanaliz ve "surrealizm" gibi diğer akıldışı öğretilerce ciddi bir biçimde tehdit edilmiştir; bunlara varoluşçuluğu da ekleyebiliriz. Kendi kendine yeterli olduğunu iddia eden bir rasyonalite, bu tür eğilimlere engel olamaz; hatta bir de alanının dışında olan fenomenlerin psikolojik yorumu iddiasında bulunuyorsa.

Duyusal alemin küllerinden ortaya çıkan ve bu dünyanın yeniden keşfine kendini adayan bir bilimin duyusal olanı temel alıp duyu-üstü herşeyi ve bu arada Allah, ruh, öteki alem ve saf Aklı inkar etmesi şaşırtıcı değildir. Bu bilim aynı sebepten ötürü düşüşle ortaya çıkan durumu düzeltecek tek şey olan Vahyi de reddeder. Deneysel bilimin gözlemlerine göre üstümüzde duran mavi gök Allah’tan gelen bir gök değil, atmosferde kırılan ışığın meydana getirdiği birşeydir ve bu yüzden de ilahi olamaz. Görülen gök ile semavi Cennet arasında kurulan bağın eşyanın tabiatından değil de hayal ve duygusalllıkla karışık bir cehaletten geldiğini iddia etmek yanlıştır. Zira mavi gök, Varoluşun yüksek ve dolayısıyla duyu-üstü varlık derecelerinin doğrudan ve yeterli sembolü olup bu varlık derecelerinin uzak bir yansımasıdır. Bu fikrimizi Kutsal Kitaplar ve sayısız insanın sezgisi de desteklemektedir. Bu öylesine somut bir semboldür ki semavi tezahürler duyu alemimizde vuku bulduğu zaman yere "inerler" ve sonra tekrar Sema'ya "yükselirler;" duyuların ulaştığı bu sembolizm duyu-üstü gerçekliğin bir yansımasıdır. Işık-yılları ve zaman-mekan ilişkisinin izafiyetinin fenomenlerin "kesin" ve "olumlu" sembolizmi ve onların semavi varlık düzeyleriye olan analojik ve ontolojik bağlarıyla hiçbir alakası yoktur. Sembolün optik bir illüzyon olması, onun etkisini ve kesinliğini zedelemez, çünkü uzaydaki ve galaksilerdekiler de dahil olmak üzere tüm fenomenler esas itibariyle izafiyetin yarattığı yanılsamalardır.

Modern bilimin etkilerinden biri de ancak esoterizmin çözebileceği sorunlar yaratarak dine ölümcül bir darbe vurmasıdır, ama ne yazık ki, bu problemler çözümsüz kalmıştır, zira esoterizm bunlara pek kulak vermemektedir. Bu problemlerle karşı karşıya kalan din, silahsız durumdadır ve bu nedenle maalesef düşmanının argümanlarını kullanmak zorunda kalmıştır. Böylece de giderek kendi perspektifini yanlışlamaya yol açacak girişimlerde bulunmaktadır. Bundan dinin öğretisi etkilenmemektedir, ama düşmanından aldığı yanlış fikirler, onu içeriden vurmaktadır. Buna örnek olarak modernist yorum, din adamlarına kadar inmiş demogojik fikirler, Theilhard de Chardin'in Darvinizmi, "çalışan papazlar" ve sürrealist ve "soyut" etkilere kapılan "kutsal sanat" gösterilebilir. Elbette bilimsel keşifler, dinin geleneksel pozisyonu ile çelişmemekte ama bunu dile getirecek kimse görünmüyor ortalıkta buna karşılık gittikçe birçok inanan dinin artık kendisini "asırların tozundan kurtarmasını"düşünmektedir ki bu, dinin asıl özünden kopmasıyla aynı anlama gelir. Bir yandan metafizik yahut esoterik bilginin yokluğu diğer yandan bilimsel keşifler ve kolektif bilinçle gelen güç, dini savunmasız bırakmış ve kendi argümanlarını dahi kullanamayacak bir mağdur durumuna düşürmüştür. Bugün bilimin meydana getirdiği dünyanın bir yandan amaçları araçlara ve araçları amaçlara dönüştürdüğü ve diğer yandan mistik bir kıskançlık, acı ve nefret oluşturarak niteliksel ayırımları ortadan kaldıran yüzeysel bir materyaliz ortaya çıkardığı kolaysa ispat edilebilir. Ayrıca kendi içinde tarafsız olan -çünkü olgu, olgudur- bilim, Varoluş bilgisine sahip olmadığı için bu olguları total bir dünya görüşü çerçevesinde nötralize edemeyen insanların elinde bir tefessüh ve tahrip aracı haline gelmiştir. Şurası da açıktır ki, bilimin felsefi sonuçları çelişkilerle dolu olduğu gibi temelde yanlış ve insan tabiatına zıt varsayımlara dayanan bir psikoloji altında incelenen insan hakkında çok yanlış fikirler edinilmiştir.

Modern bilim kendini dünyada hakikatın esas temsilcisi olarak takdim etmektedir; bu bakış açısına göre Charlemagne'yi bilmek demek onun beyninin ağırlığını ve onun ne kadar uzun olduğunu bilmekle eş anlamlıdır. Fakat total hakikat bakış açısından dünyanın Allah tarafından altı günde yaratıldığını ve öteki dünyanın düz olan yeryüzünün altında yahut dönen gökcisimlerinde bulunduğuna inanmak, fenomenlerin insan hayatına anlamını veren ve beşeri durumu belirleyen aşkın bir Gerçekliğin tecellisi olduğunu bilmeden iki nebula arasındaki uzaklığı bilmekten bin kere iyidir. Prometeci bir bilginin asli ve kurtarıcı hakikati yokedeceğinin bilincinde olan büyük gelenekler tamamen harici olan böylesine bir bilginin peşinde koşmayı asla teşvik etmemişlerdir. Çünkü böyle bir teşebbüs insan için ölümcüldür. Bugünlerde her bilimsel gelişme "insan ırkının şerefi" olarak gösterilmektedir; halbuki insanoğlu ancak kendini aşmakla ve Mutlak'ın bilincine vararak şeref kazanabilir.

Bugün çoğu insanın zihninde deneysel bilim, neticelerinden dolayı haklı bir konumdadır; belli bir bakış açısından bu gelişmeler gerçekten baş döndürücüdür. Fakat iyi neticelerin kötü neticeler tarafından bastırıldığı gerçeği ve bilimsel dünya görüşünün olumlu neticelerinin bile tazmin edemeyeceği manevi tahribat gözlerden kaçmaktadır. Burada Hz. İsa'nın unutulmuş sözünü yeniden hatırlayalım. "Ruhunu kaybetmiş bir insan tüm dünyayı ele geçirse bile hiçbir şey ona fayda vermez." (Mark, viii. 36)

Frithjof Schuon

Derleyen ve Çeviren
Şahabeddin Yalçın

Yukarıdaki yazı, Frithjof Schuon, "Varlık, Bilgi ve Din" İnsan Yay. İst. 1997'den alınmıştır