Make your own free website on Tripod.com

mor'a dogru

yol yanginlari

Home
inisiyatik bilgi
bilgi ve vizyon
metafizik
fi'l ilahiyyat: metafizik
kendini bil
hakikat nedir
bilgelik
bireysellik
PERSPEKTiF-METiNLER
tradisyon:1.gelenek üstüne
tradisyon:2.gelenegi anlamak
tradisyon:3.gelenege karsi adet
hermetizm
hermescilik hakkinda
dini SINIRLARI asmak
MODERNiZM
modern bilim ve insanin düsüsü
modernizm ve islam
cagin ruhu
cagdas dunyada kutsal
KOZMiK UYUM UYGULAMALARI
nefisini bilen rabbini bilir...
rüya ve gerçek
kozmik uyum:1.mistisizm
iman ve ibadet
yoga
halidi hikmet
SiSTEMiN SESLENiSi
tanridan Allah'a...
hakikat yolculari
1:mevlana
2:muhyiddin ibn arabi
iSARETLER
isaretler:sayilar alemi
1:ebced hesabi
ezoterik ögretiler
1:ezoterizmi anlamak
guncel:1
KADiM DOGU
1:budizmin dogasi ve ogretileri
kadim dogu:2 hint tradisyonu
1:taoizm
2:yoga
bhagavat-gita
kadim dogu:3 islam tasavvufu
tasavvuf nedir?
tasavvufta varolus mertebeleri...
2:tasavvufi kavramlar a: irsad-mürsid

corb2751.jpg

YOL YANGINLARI

1.

Yanmak cehennemim kendi gerçekliğidir. Azap ateşi yanmakla başlar rahmetle biter, rahmet pınarı yanmakla çıkar membaından  yanmakla akar mecraında. Yol yanmanın kavramsal imgesidir.

“Dünyanız cehennemin içindedir” diyen dil risalet tebliğini yaparken cehennemin bu kendi gerçekliğinde  bireyin ‘benliğine dönük sahiplenişlerini de’ içinde saklamaktadır, aksi halde (sizin) dünyanız değil dünya cehennemdedir demez miydi? Seküler manada sarıldığın her şey bir kor parçası olarak  bu gerçekliğin yapıtaşlarından ibarettir ve acı gerçekliğin hissedişinden arınmak için tek çare egonun iradeye dönük sahiplenişlerini terk edip yüzünü hanif olarak iradenin esas sahibi olan Allah’a çevirmektir. O zahir ve batınken yüzün zaten hep O’na dönük değil mi ki uyarılıyorsun, seküler olsun uhrevi olsun tüm dönüşler O’na değil mi? Dönüşünüz yalnızca Allah’adır uyarısına dikkat etmeli ama mesele yüzünü O’na çevirmekte mi yoksa bu çevirişte hanif olup olmamakta mı?

Dikkat edilirse haniflik uyarısı yüzünü çevirip çevirmeme seçiminden yoksun olan insan için hakikat perspektifini barındıran bir çerçeveye dahil olma gayesi taşıyan tek metodun işaretidir. O’na giden yollar nefisler adedincedir ancak selametle varış muhakkak hakikatin ardındadır ki inna lillahi ve inna ileyhi raciun ifadesinin ardındaki prensip zaten tüm yolları O’nun hudutlarına dahil eder. Yolu uzattıkça gerçekliğin perdelenişi yangının başlamasından başka bir anlam ifade etmez. Rahmet kadar azap, cennet kadar cehennem de haktır çünkü.

Her yangın hakikati kuşatan yalanın bir kabuğunu daha yakarak yananın öze bakışına (mikrokozmik araştırmasına) vesile olduğu için rahmettir aynı cehennemin afaki oluşu gibi. Bu durumda arınma ile varılmak istenen noktaya kozmik bir itiş ile (ya da çekim ile) bilinçten bağımsız ulaşılabileceği gibi bireysel çaba ile de ulaşılabileceğinin mümkün olduğuna bir işaret vardır; başta Taoizm ve Budizm olmak üzere Doğunun kadim tradisyonlarında bu çabanın adı soğan oyunudur: Birey tefekkür ile özünü saran sert kabukları çıkarır sonra soya soya incelmiş, varlığı fark edilmeyen ince kabuklarından arınır ve nihayet sadece soğanın tüm olabilirlik ihtimallerini kendinde kuvve halinde barındıran öze ulaşır. Keşfettiği bu öz tüm varoluşu kendinde makro ve mikro planda barındıran sonsuzluktan öte bir şey değildir. Şu halde soğanı soyanın gözyaşları rahmetten başka ne olabilir?

2.

İnsanın kendi özüne olan bu seyri, bu yolculuğu rahmete açıksa muhakkak ki Rahman’a da açıktır: Bela tünelinde ciğerine düşen ateş, yanana ışığa doğru koşması için umudu içinde saklayan gerçek bir motivasyon kaynağıdır. Rahman’la karanlığı duyumsar, O’nunla karanlıktan korkar, O’nunla ışığa susar. Bu yanış, bu arayış öylesine bir rahmettir ki karanlıktan aydınlığa uzanan terazinin bir ucundan korkarak ümitle açılan diğer ucuna koşar, onun ateşiyle gerçeğin acımasız dişlilerinden hakikatin sistemsel merhametine sığınır aczini duyumsayarak. Bu sığınış hiçliğin zirvesine de bir yöneliştir: Rahman umulur ki aczini duyanın sığınışını makbul görür de Ahadiyet’inde onu hiçliğe gark eder.

Şu halde özünde ışıktan gayrısı hiçtir yananın, hiçliğin gölgesinde oyalanmaktır ötesi, mahrumiyetiyle karanlığa gark oluştur ışıktan: O “ışık olsun” dediği için kabuklanmıştır soğan ve yine soyulmuştur yalandan. Işığı kesen perdeler mani oldukça seyrine yangın yeniden hep yeniden sürer gider.   

3.

İnsan bilir: Bilincin kozmik merkezinde el-Alim’in bilinme muradına aynadır tüm varoluş amacı. Hakikatin aynası olarak kendine sürülmüş sırrla bu maksadı anladıkça “Hakk geldi batıl zail oldu” hükmünce varolmak gayesiyle yakar yalanlarını ve perdeler tutuştukça bilincin kozmik merkezinde ışığa daha da yaklaşarak bilir her şeyi: Batıl erirken zihninde tasavvur edemediği hakikate dönük imgeler önce fiiliyatta terennüm eder...boş, geçersiz, gereksiz sandığı tüm detaylar peteği saran arılar gibi tikel anlamsızlıklardan sıyrılır...çirkin, eksik, kusurlu gördüğü nesneler ışıklı bir zümrüt gibi dönerler etrafında...birden hareket durur, değişim kaybolur ve fiiller yerlerini failce saçılan manalara bırakır. Artık sığınılacak bir merhamet yoktur alemde (açmıştır Ahad olan hiçliğin zirvesini vizyonunda) yalnız er-Rahman yalnız er-Rahim, artık açılışlar yoktur tünelinde yalnız el-Fettah yalnız el-Hadi, artık siyah-beyaz kalmamıştır yargısında yalnız el-Hakk yalnız el-Adl, artık iniş çıkış yoktur semadan arza yalnız er-Rafi yalnız el-Muzil...

Bilir insan yalanın kabukları tutuştukça tek tek fani olan yerini Beka Potansiyeline, mahluk olan yerini Halik Potansiyeline, cansız olan yerini Hayy Potansiyeline, sürekliliği olmayan yerini Kayyum Potansiyeline bırakmıştır ezelde: Özünde Hakk vardır ki yananın onunla başlar hakikat yolculuğu.

4.

         Yandıkça hamd eder, hamd ettikçe yanar nasipli, her yanış Hamid’e hamd ile bir adım daha yaklaştırır onu ve yolu kemalata uzanır takdirindeki, kudretindeki gayret ve potansiyelindeki izinle her an. Ta ki tanısın kendini, bilsin rabbini.

          Marifet bilincin kozmik merkezinde, onu kendi suretinde yaratan rabbinin  ismiyle küllü zerrede okumaktır, Ümmü’l Kitabın sayfalarını açıp. Bilir ki okuyan kendi mürekkebini yalayanlar görür sadece rablerinin kalemini. Arif odur ki bilir marifetin sadece hakikatin aynasına sürülmüş sırr olduğunu.

          Hakikatin biçimlendirdiği sırr yine hakikatin çerçevesiyle aynaya dönüşmüştür varoluş çerçevesiyle aynaya dönüşmüştür evvelde: Arif arşa bakar ve seyreyler kendi gözleriyle makrokozmosu, okur kendi lisanıyla Ümmü’l Kitabı ve Sultanın mülkünde el-Hakim’in hikmetle yazdığı hükümlerde kendi nisbi gerçekliğini müşahede ederek failce tasarlanıp ortaya koyulan manaların nitel köklerini arar. Arif arza bakar ve seyreyler O’nun gözleriyle mikrokozmosu, yazar kendi kitabını sağından hem solundan, karanlıkta es-Sabr’ı arar, aydınlıkta el-Hamid’i kendi nisbi gerçeklik boyutunu mücahede ile aşar. Onun enfüsi mücahedesi afakta müşahededen ibarettir.

          Bilir ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir; arştaki duru yağmur arzda çamur olur, arşta parıldayan ışık arzda gölge olur...arş Hakk’a uzanır arz batıla.

          Yangın büyür ve başlar büyük savaş, ruh harbe meydanlık eder: Bir tarafta karanlık ordularıyla benlik diğer tarafta fena haliyle kendilik. Kılıçlar iner kalkar, ocaklar yanar söner, sancaklar dikilir düşer... “BEN kazandım” dedikçe kaybeder, “Bittim” dedikçe yükselir sancak.

          5.

           Miraç bitenlerin başlangıcıdır, sebat tek vasıta. Sabret ki yaktığın bu ateş eritsin benlik mumunu ve dökülsün özüne ışık tozları.

           Miraç, bilincin kozmik merkezinde mikrokozmosu makrokozmosa adapte etmektir, böylece hakikat aynasındaki çatlak sırrla kapanır ve çatlak nedeniyle oluşan ikilik kalkar ve bilinç bilmesi gerekene vasıl olur. O zaman bilen, bilinen ve bilgi aynılaşır.

           Bu yüzden insan bilir denildi yukarıda: O, bilmek için Alemi, bilinmek için Adem’i halk etti çünkü. İlk yaratışta Alim ile malum Adem’in aleminde buluştular. ‘El an’ öyledir.

           Yangın söner, gazap çöllerine rahmet iner Ahmed’in suretinde ilk inişindeki gibi her an.

            Çünkü;

            Alim: Adem’in malumu...

            Malum: Alim’in Adem’i...

            Adem: Malumun Alim’idir süreklilik perdesinde.

 

Es’Semavi